Gönüllü Karantinada Geçen Bir Ay Bize Neler Öğretti?

Netvent olarak koronavirüs endişesi büyürken ve ülkemizde önlemler alınmaya başlarken bilgisayar, monitör, gerekli araç-gereçleri toplayıp evden çalışma sistemine hızla geçtik. Öylesine bir hız ki bu sisteme geçişimizin üzerinden neredeyse bir ay geçmiş bile! Üzerinden bu kadar vakit geçmişken, bu geçiş döneminin hem iş hayatımızdaki hem sosyal hayatımızdaki etkilerini birkaç soru üzerinden değerlendirdik. Keyifli okumalar!

– Bu sürecin bize en büyük ödülü ne oldu?

Deniz: En büyük ödül benim açımdan, elimde olanlara şükretmek diyebilirim. Eşime, aileme, sağlığımıza, arkadaşlarımıza, evimize şükretmek… Her ne kadar sosyal ve fiziksel mesafeler olsa da onlarla daha çok iletişim, etkileşim içerisinde olmak, mesela kedimizle evde çok daha fazla vakit geçirmek bunlar çok pozitif oldu benim için. Diğer açıdan bakacak olursak, kişisel olarak değerli içerikleri daha fazla takip edebiliyorum, bu da benim kişisel üretimime katkı sağlıyor. Özellikle son 2-3 haftadır ürettiğim, ekiple birlikte ürettiğimiz içerikler beni çok mutlu ediyor.

Bengisu: Ben hep kendi disiplinimi yaratmaktansa var olan disipline uyum sağlamakta daha iyiydim, şu anda kişisel disiplinimi geliştirebilmekten çok memnunum. Kendi enerjini, vaktini, çalışma sistemini yönetebilme kabiliyeti hatta.

Hülya: Belki çoğu insan aynı ifadeleri kullandığı için klişe olacak, fakat elbette benim de bu süreçten bireysel olarak en büyük çıkarımım sadeleşmek ve kıymet bilmek; bunun yanında da düşünmeye, okumaya, dinlemeye (hem kendimi hem başkalarını) daha fazla vakit ayırabilmek oldu. Biraz daha açayım. Sosyalleşebilmek, aileni, arkadaşlarını görebilmek ve yüz yüze paylaşımda bulunmak, sokaklarda özgürce dolaşabilmek, bir yerin ağrıdığında korkmadan hastaneye gidebilmek veya ekibinle bir çalışma alanını paylaşmak, tatil yapmak, sarılmak ve daha nicesi elbette paha biçilemez değerler; bir yandan bunların aslında ne kadar kıymetli olduğunu ve yaşarken fark etmediğimiz üzere hiç de sıradan şeyler olmadığını anladım. Ama bununla kalmayarak aslında dört duvarın, kalabalıksızlığın ve dinginliğin de bana neler katabileceğini yeniden keşfettim.

Umut: İş planlaması kabiliyetlerimi daha iyi tartabiliyorum. Tasarımlarımda daha özgün ve yaratıcı olmaya başladım. Daha önce kendi konfor alanımdayken işe bu kadar odaklanamıyordum fakat işyerimdeki teknik sistemi odama taşıdığımda böyle bir sorun da kalmadı.

– Bu süreçte bizi en çok ne zorladı?

Hülya: Sosyal izolasyonumun 27. günündeyim. İlk 10 günden sonra enerjimin pek kalmadığını ve depresifleştiğimi çok net bir biçimde fark etmiştim. Beni neyin zorladığını anlamaya çalıştım. Normalde evi çok seven ve evde kendim için yapacak çok fazla şey bulabilen bir insanken; bu süreçte zaman zaman benden çok çok daha sosyal arkadaşlarımın benden daha az zorlandığını gördüm. Sanırım normal şartlarda sevdiğim ve yapmak isteyeceğim bir şeyden, herhangi bir dayatma ve mecburiyet olunca bir süre sonra uzaklaşabiliyorum. Bunu anladığımda bu durumun “mecburi” değil “gönüllü” olduğuna, kendim ve tüm diğer insanlar için iyilik yapmak adına bunu gerçekleştirdiğime kendimi yeniden inandırdım ve her şey normale döndü. Elbette hala -şu andaki gibi- günlük güneşlik bir havada yalnızca camdan kafanı uzatabiliyor olmak can sıkıcı. Fakat gün geçtikçe insanın idrak seviyesi de artıyor.

Umut: Kesinlikle İnternetim zorladı. Neyse ki daha iyi bir pakete yükselterek bu sorunu çözmüş gibi duruyorum şu anda. 2.si açık ofiste tasarımlarla ilgili feedbackleri çok hızlı alıyordum projeyi yöneten arkadaşlarımdan, fakat şu an bu süreç normal şartlardan biraz daha yavaş olabiliyordu fakat onu da son 1 haftada baya hızlandırdım. Kendimi bu konuda daha iyi organize ediyorum.

Bengisu: Bizim remote yaşama geçişimiz ışık hızıyla oldu daha önce deneyimlediğimiz için, o yüzden o süreçte zorlanmadık ama iki-üç hafta sonra o kriz modu yerini yeni bir normale bırakınca tepki verebildim sanırım ben sürece, yeni stratejilere koştuktan sonra adrenalin seviyesi anca indi galiba. “Kısa bir dönem değil baya uzun bir süre bu şekilde devam edeceğiz” farkındalığı biraz derin çarptı beni. 🙂 Uzaktayken bir sinerji yaratmak da zor oldu benim için. Her zaman aynı şevkle işe başlayamıyoruz çünkü, ofiste birbirimize enerji aktarmak veya yeni bir proje için aynı hevese sahip olmak biraz daha kolaydı ama bu şekilde bir sinerji yarattık zamanla.

Deniz: Evde kalmak. Zira ben sınırları çok sevmiyorum. Hem fiziksel hem psikolojik olarak sınırların bir çoğundan rahatsız olurum. Dolayısı ile özgür bir şekilde dışarı çıkamamak, ofiste arkadaşlarımla görüşememek, arkadaşlarıma misafirliğe gidememek veyahut evime davet edememek… Bunların hepsi benim için çok zor durumlar. Lakin bu hafta itibari ile alıştım diyebilirim.

A group of people posing for the camera  Description automatically generated

– Yüz yüze iletişim-etkileşim olmaması bizi nasıl etkiledi?

Umut: Günlük basit diyaloglarımın beni tasarım yaparken ne kadar beslediğini fark ettim. Bu kaynağı daha bireysel olarak edinmek bu sorunun çözümü oldu. Kendi kendimi bu noktada beslemeyi öğrendim diyebilirim. Daha önceki freelance deneyimlerimi hatırladım ve uyguladım kısa sürede.  Remote kurallarına adapte ettim diyebilirim. Baya alıştım bu duruma hoşuma bile gidiyor bazen. Sadece günlük konuşmalar sırasında pozitif enerji alıyordum ve biraz yenileniyordum açıkçası, şimdi bu tip bir eksiklik var. Sosyal açıdan biraz yaralıyor.

Hülya: Açık konuşayım, başlangıçta sanki hiç etkilememiş gibiydi 🙂 Hatta gereksiz bölünmeler olmadığı için verim artıyor, yalnızca belli zamanlarda görüntülü konuşup kalanını Slack kanalı üzerinden yazılı olarak yürüttüğümüz için birbirimizle iletişimimiz de daha odaklı gidiyordu. Daha önce de remote çalıştığımız için bir sıkıntı olacağını düşünmemiştik de zaten, bu konuda bir önyargımız yoktu yani. Gelgelelim, sanıyorum salgının hepimizin bilinçaltını sürekli meşgul ediyor ve endişelerimizi tetikliyor olması dolayısıyla, zaman zaman ekipteki herkesin modunun ciddi manada düştüğünü gördüm. Yan yana olduğumuz zaman bu tip soft şeyleri çok hızlı çözüme kavuşturmak bir jest-mimik ile dahi mümkün olabilirken, uzaktan çalışma sırasında gerçekten çok zormuş. Dolayısıyla ben de dahil “kişilerin anlık duygu durumları ve ruh halleri”, asla es geçilmemesi gereken bir parametre olduğunu fark ettiğim ve uzaktan çalışırken beni en çok zorlayan şey oldu.

Deniz: Ben özel yaşamımda, iletişimde tamamen mimiklerle ilerleyen birisiyim aslında, hem mimikler hem de gözlerdeki enerji. Bunlara çok değer veriyorum. Dolayısı ile bunların bir anda bıçak gibi kesilmesi negatif. Lakin biz Netvent olarak zaten Remote modele oldukça aşinayız. Ben mesela Netvent’ten önce yaklaşık 6 yıl remote olarak çalıştım. Dolayısı ile beni iş anlamında bir teraziye koyacak olursak pozitif etkiledi diyebilirim. Sizler zaten farkındasınız, gecenin bir vakti aklıma gelen fikirler, içerikler, sabahları ”şunu da yapabiliriz” çıkışlarım.. Bunlar artarak devam edecek!

Bengisu: Enerjiyi yüksek tutmak biraz zor, bahsettiğim gibi. Skype toplantılarımız modumuzu yüksek tutmaya o enerjiyi birbirimize aktarmakta çok yardımcı oldu ama özellikle de yazışarak enerjiyi aktarmak çok zor. Bir de, normalde de olabildiğince senin işin-benim işim ayırmadan yardımlaşan bir ekibiz ama bu süreçte birbirimizin hem fiziksel hem mental sağlığı için daha fazla yardımlaştık gibi geliyor bana. Birbirimizin ne yaptığını göremediğimiz için yardıma ihtiyacın var mı-ne yapabilirim diye daha çok sorar olduk.

– Yeni kurallarımız & yeni iletişim kanallarımız neler?

Deniz: Aslında kural olarak değil ama vicdani/etik olarak ilk dikkat ettiğimiz husus, evden çalışma modunda olmadığımız. Bir salgın, kriz sebebiyle evden çalışıyoruz. Dolayısı ile normalmiş gibi bir performans değerlendirmemiz vs yok. İlk kuralımız psikolojik, mental/ruhen, fiziksel sağlıklarımızın yerinde olması/mümkün mertebe iyi olması. Bunun için çabalıyoruz.

Akabinde iş tarafına gelecek olursak, daha çok iletişimde kalmamız gerektiğinin farkındayız. Her gün yaptığımız görüntülü görüşmeleri (gün başlangıcı, ortası ve sonu) Skype/Meets/Zoom/Whatsapp kullanarak, sesli görüşmeleri telefon/Slack/Whatsapp kullanarak, yazılı görüşmeleri ise mail/Slack/Skype kullanarak yapıyoruz.Müşteri/partner tarafında ise ağırlıklı olarak hızlı iletişim whatsapp, telefon, yazılı ve rutin tarafta ise mail/Basecamp. Toplantılarımızı Meets/Zoom/Skype kullanarak yapıyoruz genelde. Bu arada müşterilerimizle olan iletişimimizi de ”normal”e nazaran 4-5 kat artırdık desem abartmış olmam sanırım.

Hülya: Yalnızca çalışma hayatımızla sınırlı değil, tüm hayatımızı kapsayacak şekilde iletişim kanallarımız çok kısa sürede evrim geçirdi. Arkadaşlarımızla, ailemizle hiç olmadığı sıklıkta görüntülü konuşuyoruz. Ekip ile iletişim kanallarımıza daha önce toplu olarak kullanmadığımız Skype’ı ekledik. Her sabah hiç aksatmadan 30-60 dakika süren toplantılarımızla günü planlıyoruz, birbirimizin yüzünü görüp sohbet etme imkânı buluyoruz. Şirket ve ekip olarak hedef kitlemizle kurduğumuz iletişime de yeni dinamikler eklemeye başladık. Podcast kayıtlarımıza görüntülerimizi dahil ederek ilerleyeceğiz örneğin. Çünkü bu dönemde kullanıcı davranışları değişiyor ve biz de bu işin merkezindeki insanlar olarak buna hem üretici hem de tüketici olarak ayak uyduruyoruz. Bunun yanı sıra, kişisel olarak haber alma kanalım son yıllarda çok da sık kullanmadığım Twitter’a yeniden evrildi mesela.

– Evde dikkat dağıtan unsurlar var mı & varsa neler?

Bengisu: Pek yok aslında, benim ev arkadaşım da bizden bir hafta sonra evden çalışmaya geçti, yemek masamızı direkt çalışma alanına çevirdik. Tek olmamak bana daha iyi geldi. Yalnızca, arada o çalışma arkadaşları-müvekkilleri ile konuşurken dikkatimin dağıldığı oluyor. Farklı bir terminolojiye sahip oldukları için sanırım, bir anda yanımda başka bir dille konuşmaya başlamış gibi. Onun dışında evin rahatlığında iş yapmaya çalışmak gibi herkesin zorlandığını düşündüğüm konular dikkatimi toplamamı zorlaştırıyor ama zamanla gitgide daha çok alışıyoruz yeni sisteme.

Umut: Şu an için yok. Ama başlarda deodorant şişem bile dikkatimi dağıtabiliyordu. Yattığım odam ve çalışma masam aynı odada 7/24 buradayım yani son 3 haftadır. Bu durumda bazen dikkatimi dağıtabiliyor bazen ama tamamen mental olarak. Fiziksel olarak çalışmamı etkilemiyor hatta bazen çalışmak daha iyi geliyor.

Deniz: Tabii ki var. Kedim! Kendisi oldukça duygusal ve içe kapanık olduğu için sağ olsun bizler yanındayken sürekli kucağımda, tepemde veyahut en kötü ihtimal bilgisayarın yanında olmak istiyor. Bunun dışında evde çok fazla dikkatimi dağıtan bir unsur yok. Komşular açısından şanslıyım mesela, gürültü vs olmuyor (Üst komşumuzun çocukları yaşça büyük olduğu için).

Hülya: Tabii ki var. İlk aklıma gelen Murphy 🙂 Özellikle dikkatimi dağıtacak bir şeyler yaptığından değil ama kedi genel olarak komik bir canlı olduğu için bölünecek çok fazla malzeme verebiliyor. Bunun dışında “ev” genel olarak bir konfor alanı ve normal şartlarda zihninde yan gelip yatmaya ya da keyifli vakit geçirmeye endekslediğin eşyalar, alanlar şu an her gün minimum 9 saat boyunca çalışman gereken yerler. Hal böyle olunca ister istemez iki konsept (ev-iş) arasında bir uyuşmazlık olabiliyordu. Bu sorunun önüne geçmek için 3. haftamızda masası, sandalyesi ve diğer tüm ekipmanları ile birlikte bir çalışma odası oluşturduk.

A person and person standing in front of a mirror posing for the camera  Description automatically generated

– Remote çalışmanın yanı sıra sosyal izolasyonun sosyal hayatımızdaki etkisi nasıl?

Bengisu: Daha yalnız, daha asosyal, herkesin olduğu şekilde. Henüz kişisel gelişim adına sürdürülebilir bir adımım olmadı ama ara ara puzzle yapıyorum, birkaç sene önce öğrenip kenara attığım dili hatırlıyorum, okuyacağım diyip unuttuğum kitapları okuyorum, her hafta poğaça ve/veya kek yapmaya çalışıyorum. Arkadaşlarımla olan aktiviteleri, özellikle de havalar bu kadar güzelleşmişken, çok özlüyorum tabi ama derin bir boşluğa düşmemek için kendime aktivite buluyorum genelde.

Deniz: Aslında diğer sorularda da kısa kısa bu konudan bahsetmiştim. Olumlu ve olumsuz yanları oldu elbet. Sosyal hayatıma bakacak olursak totalde tabii ki olumsuz yanı bir hayli fazla. Sürekli diken üstünde olmak, dışarıdan gelecek kötü haberleri beklemek, elden bu konuda birşey gelmemesi… Bunlar çok yaralayan hisler.

Hülya: Yukarıda biraz bahsettiğim gibi, bende evde vakit geçirmeyi çok seven bir insanın mecburiyetten evde kalmakla ilgili yaşadığı sıkıntılar ve olağan bir sorgulama söz konusu oldu. Bunu kısa sürede kendi çabamla ve öz farkındalığımla aştım diyebilirim. Elbette sosyal hayatımızda, arkadaşlarımızla bir araya gelememek, happy hour yapamamak, yan yana eğlenememek gibi problemler oldu. Bir yurt dışı seyahatimizi iptal ettik. Ailelerimizi görmeye gidemiyoruz. Böyle art arda söyleyince yine içime bir sıkıntı düşecek gibi oldu o yüzden uzatmıyorum bu kısmı 🙂

Umut: Hiçbir arkadaşımla görüşemiyorum doğal olarak son 4 haftadır. Bu da benim gibi sosyal biri için aşırı zorlayıcı ve sinir bozucu. Hızlıca duygulanıyorum son zamanlarda birçok konuda. Bu da alışık olmadığım bir durum.

– En çok özlediğimiz 3 şey

Umut: Arkadaşlarımla sigara içip sarhoş bi şekilde sohbet ettiğimiz açık hava ve bar buluşmaları (goygoy ve geyiklerimiz). Spor salonları kapandığı için yapamadığım antrenmanlarım (Evde spor yapamıyorum kesinlikle salona alışmışım yani). İşe giderken metroda kitap okuyordum bir de çok uzun zamandır. Bu bir rutinden ziyade sevdiğim bir aksiyonmuş, bunu da özledim sanırım.

Deniz: Eşimle birlikte gezmek, özgürlük (hem fiziksel hem ruhsal), ofis/ekip (her ne kadar görüşsek de, göz göze değmeli!)

Bengisu: Ailem (tabii ki), açık hava konserleri ve arkadaşlarımla yine açık hava takılmaları.

Hülya: Ailem. Mevsimi de geldiği için Eymir, Seğmenler gibi alanlarda saatlerce arkadaşlarımızla oturmak, yürüyüş yapmak, oyun oynamak. Tiyatroya gitmek.

– Evde olmaktan ötürü en mutlu olduğunuz 3 şey

Deniz: Eşimle evde daha çok vakit geçirmek, kedimizle daha çok vakit geçirmek, daha çok eğitim/kitap/içerik tüketmek ve üretmek diyebilirim.

Bengisu: İstemeye istemeye sağlıklı beslenmek zorunda kalmak, normalde vakit ayırmadığım aktivitelere yer vermek/normalde hayırsızlık yapıp aramadığım arkadaşlarımla görüşmek ve evden çalışma kabiliyeti geliştirebiliyor olmak.

Hülya: Netflix üyeliğimiz 🙂 Kitaplığımızda, yeniden okumak istediğim çok değerli kitapların olması ve onlara başlamam. Hikâye yazacak zamanım olması.

Umut: Son 5 senedir iş-arkadaşlar-spor üçgeninde evi sadece otel olarak kullandığımı fark ettim. Biraz evde vakit geçirmeyi öğrendim. Bu durum da beni mutlu ediyor. İşe git gel toplamda 2 saatim ulaşımla geçiyordu. Böyle bir zamanı yolda harcamıyorum artık bu beni mental olarak inanılmaz iyi hissettiriyor. Enerjimi işime ve sevdiğim şeylere harcamak motive edici. Dinlenmeye ihtiyaç duyduğumda rahatça uzanabiliyorum. Bu da devamında işime daha iyi odaklanmamı sağlıyor. Bu da beni en mutlu eden şeylerden diyebilirim.

    5 Comments
      • diyarbakır
      • 17 Mayıs 2020
      Cevapla

      karantina bize en fazla da hayatın, yaşamanın, sağlığın değerini öğretti.
      inş. bir daha insanlık böyle bir salgın yaşamaz ve bu son olur.

      • Detaylı bir yazı olmuş
      • 3 Mayıs 2020
      Cevapla

      Detaylı bir yazı olmuş

      • mikro ahmet
      • 23 Nisan 2020
      Cevapla

      herşey çok güzel olacak inşllah

      • Hüseyin
      • 18 Nisan 2020
      Cevapla

      Bize çok şey öğretti, daha da öğretecek gibi gözüküyor 😀

      • Bilal
      • 17 Nisan 2020
      Cevapla

      Kendi adıma yapayı bekleyen köşede kalmış tüm planlarımın programlamasını gerçekleştirmekle sonuçlandı 🙂

    Yorum Yap