Sanat Molası: “Şimdi Buradasınız”dan İzlenimler

Merhaba sevgili okuyucu. Dün Netvent ekibi olarak Arte Sanat Merkezi’nde, “Şimdi Buradasınız” adlı serginin açılışındaydık. Sanat manifestosuna “Sanat, direnen bir şeydir; nitekim direniş de bugün sanatın meselesidir.” diyerek başlayan ve daha nice güzel cümle ile devam eden Arte Sanat’ın ev sahipliği yaptığı “Şimdi Buradasınız”, birey olarak bulunduğumuz, yani “Buradayım” dediğimiz yerin bize ne ifade ettiğini, giderek kalabalıklaşan Dünya’da doğa ile kurduğumuz ilişkiyi ve bu ilişkinin yönü ile şiddetinin sonuçlarını irdeliyor.

 

Evet, şimdi buradayız. Fakat burası neresi? Çevremizi ve koşullarımızı nasıl değiştirdik, dönüştürdük ve sonra buraya ulaştık? Tüm bunları “İnsan çağı” anlamına gelen ve yeni sayılabilecek bir kavram olan “Antroposen” kavramı ile bağ kurarak yorumlayan sergide, aslında bugün teknolojinin, endüstrinin ve pazarlamanın geldiği nokta ile bağdaştırabileceğimiz ve bugünü yorumlamak adına birçok ipucu yakalayabileceğimiz bir yaklaşım hakimdi.

 

Bu yorumlamayı yaparken neden haz duyuyorum? Çünkü üzerimizde baskı kurup “Bu budur” demeyen şeylere ilgim olmuştur hep. Sanatın bütünü de bana göre öyle zaten. Antroposen’in ne zaman başladığı üzerine de farklı tartışmalar varmış. İnsanlığın dünya üzerindeki ilk etkisinin tarım ile başladığını söyleyenler; Sanayi Devrimi ve buharlı makinaların icadı ile başladığını söyleyenler ve son olarak atom bombası ve nükleer denemelerin başladığı 1940’lı yıllarda başladığını söyleyenler var. Dünyanın her yerinde çağların aynı dönemde başlamadığını düşünürsek, zaten buna net bir tez ile yaklaşma ihtiyacım ortadan kalkıyor -tam da istediğim gibi 😊-

 

Yaşadığımız ekolojik sorunlar, bunu tetikleyen onca sağlık sorunu, bireyselleşmenin bencilleşmeyle paralel ilerlemesi sonucu insan ilişkileri ve iletişimdeki yozlaşma gibi birçok temel sorunsalın kaynağı gerçekten “İnsan çağı” dediğimiz kavram olabilir mi?

Sergide zemine yayılmış, kesilmiş, mutasyona uğramış ağaçlar; koparılmış, ezilmiş mevsimlik bitkiler; doğasına yenilip ölen bir arı ve hepsine genel bir çerçeveden baktığımızda, insanın doğaya hükmünün vahşi sonuçlarını gösteren parçalar vardı.

 

Bizim ekip “İnsan çağı” kavramını kritize ederken, dijitalleşmeyi, endüstri 4.0’ı, yapay zekayı, IoT’u da işin içine katmazsa olmazdı. Bugün konuştuğumuz konular arasında, 2020 yılında 10 milyon sürücüsüz aracın yollarda aktif olarak bulunacağı; yine 2020’de tüketicilerin %14’ünün IoT tabanlı elbise alıyor olacağı; endüstri 4.0 sayesinde yeni ürünleri pazara sunma sürecinde mühendislik giderlerinin %30’a kadar düşebileceği ve %70’e kadar enerji tasarrufu sağlanabileceği (Pazarlamasyon- 2017 Pazarlama ve İş Dünyasına Neler Getirecek?) gibi gerçekler var. Bilim kurgu filmlerine oldukça benzer bir dünyada yaşıyoruz.

Peki insanı devre dışı bırakan bu kadar gelişme olurken, hala insan çağı diye bahsedebileceğimiz bir şey kalacak mı, yoksa insanın yarattığı bu teknoloji aslında insan çağının en üst noktasını mı ifade ediyor?

 

Sevgiyle.

Hülya Özdestici

  • Korhan Erel

    Ne güzel bir yazı! Çok teşekkürler geldiğiniz ve yazdığınız için!