Yapay Zekâ İnsanlığı Yok Edecek mi? Zeki Müren de Bizi Görecek mi?

Yapay zekanın hayatlarımıza, günlük hayatta karşılık bulabilecek kadar somut biçimde dokunduğu sanırım hiç kimsenin yadsımadığı bir gerçek artık. Bugün yapay zeka ile ilgili geldiğimiz noktada insan özelliklerine en yakın biçimde tasarlanan robot Sofia’dan, Google’ın kişiye özel dijital asistan olması için üzerinde çalıştığı Duplex’e kadar birçok farklı “öğrenen” öge çıkıyor karşımıza. Gartner tarafından yayınlanan raporda, 2022 yılında yapay zekadan elde edilen iş değerinin 3.9 trilyonu bulabileceği belirtiliyor.

Tüm bunlar olurken, yapay zeka ile ilgili olumsuz senaryolar da her gün kulağımıza çalınıyor. Peki neden? Bilinmeyene karşı duyulan endişe, insana özgü çok doğal bir his. Birçok hastalık, savaş, teknolojik gelişmeler, göçler ve buna benzer çok sayıda faktöre karşı insanın temkinli ve ürkek durması da bundan. Fakat günümüzde bilgi akışının bu kadar hızlı olması ve oldukça şeffaf, dijital bir evrende herkesin aynı anda bilgiye ulaşabilme özgürlüğü; bugüne kadarki gelişmelerin ve özünde “bilinmeyenin” belki de en büyüklerinden olan yapay zeka teknolojilerine karşı, o kadar da temkinli durmamamızı sağladı. Çünkü her şey gözümüzün önünde gerçekleşti/ gerçekleşmeye devam ediyor ve şeffaf bir bilgi havuzunun içinde bu ölçüde yoğun bir teknoloji, bize kendi kendini daimî olarak anlatmaya devam ediyor.

 

Evet, hiçbir şey buzlu bir camın ardında değil artık. Hepimiz sanki aynı yerde duruyor, aynı yerden bakıyor ve olanları, olabilecekleri net bir biçimde görüp anlamlandırabiliyoruz. Fakat bizler sıradan bireyler olarak yapay zeka teknolojisini böyle yorumlarken; tüm dünyanın tanıdığı ve söylediği her şeyi pür dikkat dinlediği evren bilimci ve fizikçi Stephen Hawking, Yapay zekanın dünyanın sonu olabileceğini söylemişti. Stephen Hawking’e göre, yapay zeka hastalık ve yoksulluğun sonunu getirebilecek, medeniyet tarihinin en büyük gelişmesi olarak tarihe geçebilecekken; getireceği risklerin önüne nasıl geçebileceğimizi öğrenmezsek, medeniyet tarihinin son büyük olayı da olabilir. Yani Yapay zeka gri değil; siyah ya da beyaz gibi görünüyor. Bu risklerin ne olduğunu Stephen Hawking; güçlü otonom silahlar veya bir grubun, kendisinden sayıca daha büyük olan bir kitleyi tahakküm altına alabileceği örnekleri ile açıklıyor. Yapay zeka ve mühendislik uzmanı Profesör Zoubin Ghahramani de yapay zekanın kentleşme, ulaşım, doğal çevre, zaman tasarrufu gibi ögeler üzerinde büyük olumlu etkileri olacağını, öte yandan toplum içerisinde istihdamı azaltması ve dolayısıyla eşitsizlik yaratmasıyla toplumda birtakım huzursuzluklara neden olabileceğini açıklamıştı. Elon Musk ise, sürücüsüz araç pazarını geliştiren, rekabeti arttıran ve bunun için savaşan bir figür olmasına rağmen ironik olarak; getirdiği öngörülmesi zor riskler dolayısıyla yapay zekayı Kuzey Kore’den daha büyük bir tehdit olarak yorumlamıştı.

 

 

 

Birçok alanda sözlerini referans alma noktasında hiç tereddüt duymayacağımız bu isimlerin yapay zeka ile ilgili kötü senaryoları da bizlere hatırlatmaları elbette onları karamsar yapmaz. Fakat ben yine de, tüm kötü ihtimallerin aslında tarihte hep var olduğu gerçeğinden yola çıkarak ilerlemek, dolayısıyla kötü senaryoların yapay zeka ile ilgili vizyonumuz içerisinde çok daha küçük bir yer kaplayacağı konusunda ümitli olmak istiyorum. Örnek vermek gerekirse, Fransız İhtilali, Sanayi Devrimi gibi tarihte çok büyük birer etki alanına sahip olayların hemen hepsinde hem toplumsal hem politik inisiyatif tarafında benzer kaygılar mevcuttu. İşsizlik artacak, açlık baş gösterecek, belki de insanlık yok olacaktı. Fakat her bir gelişme aslında kendi istihdamını ve toplumsal gelişim dinamiklerini beraberinde getirmekteydi. Bugün, 1 helikopteri havada uçurabilmek için 3 insan çalışırken, 1 adet İHA’yı uçurabilmek için 300 insanın çalıştığı gerçeği; nereye varmaya çalıştığımı net bir biçimde gösteriyor sanırım.

 

Bu aşamada dikkatle üzerinde durulması gereken en temel öğreti; Toplum 5.0 konseptinin bizlere önerdiği ve çerçevesini belirlediği biçimde geleceği planlarken insan faktörünü temel almak. Kısaca bahsetmek gerekirse Toplum 5.0 konseptinde;

  • Yaşlanan dünya nüfusuna karşı çözümler geliştirmek,
  • Sanal dünya ile gerçek dünyanın beraber işler hale getirilmesi,
  • Nesnelerin internetinden toplumun çıkarları gözetilerek faydalanılması,
  • Çevre kirliliği ve doğal afetler için çözüm yolları üretilmesi

gibi değerli aksiyon planları mevcut. Konuyla ilgili daha detaylı bilgi almak için; geçtiğimiz sene Webrazzi’de konuk yazar olarak kaleme aldığım “Toplum 5.0: Teknolojik Gücü Doğru Yönetecek Akıllı Toplum Felsefesi” yazısını inceleyebilirsiniz. Kısacası, yapay zeka teknolojisini riskleri ve olası tehditleri minimize ederek tamamen toplumun faydasına yontmak yine bizim, yani insanlığın elinde.

Geriye belki de tek bir detay kalıyor. Bu kadar hızlı gelişmeler ve her gün milyarlarca yeni verinin ortaya çıkması; artık “kodların duygusuna” da odaklanmamız gerektiğini söylüyor bizlere. Deniz ve Onurcan’ın videosunda bahsi geçen naif düşünme yetisi şu an yalnızca insana özgü bir özellikken, süreç içerisinde belki de makinalara da bu özellik ucundan, kıyısından da olsa aktarılabilecek. İşte o zaman bu duyuları ve duyguları markalarla ilişkilendirebilmek ve doğru bütünleşik stratejiler çıkarabilmek için pazarlama disiplinine duyulan ihtiyaç, öngörülen kötü senaryoların aksine bugüne oranla devasa biçimde artacak.

Sevgiyle.

 

Hülya Özdestici