Blog Paylaşımlarında Sıkça Yapılan 5 İçerik Hatası

Bloglarda-rastlanılan-5-temel-hata

Ziyaretçinin, bir siteyi anlama ve kavrama konusunda yardımına koşan blog içeriğinin önemini, artık herkes ‘Content is King’ mottosu ile ifade ediyor. Fakat pek çok blogdan da anlaşılabileceği gibi, artık kalite kendini belli etmekte. Takip ettiğiniz bloglara ziyaret sıklığınız, blog içeriğinin kalitesi ile doğru orantılı. Durum böyleyken öncelikler sıralamasında, kalite, eskiye nazaran, kantite yani âdetin önüne geçiyor.
Pek tabi ki diğer unsurlar da etken faktör rolü oynamaktalar. Sosyal medya hakimiyeti ve kullanıcı katkılı içerik kullanımı bu unsurların örneklerindendir.

Şayet bloglarınızda güçlü içeriğin temel unsurları üzerine hazırlanmış infografiğimizin tekniklerini uygulayıp hala tatmin edici bir sonuç alamadıysanız, muhtemelen blog paylaşımınızdaki içeriksel eksik ve/veya hatalardan kaynaklanmaktadır. Peki, nedir bu eksiklikler ve hatalar?

Bu yazımızda, sizlerle, bloglarda en sık görülen 5 içerik hatasına göz atacağız:

1-   Başlıklar: Küçük detaylar, ihmal edildiklerinde can sıkarlar. Başlıklar dikkat çekici ve teşvik edici olmalılar. Konunun hiyerarşisine göre metin içerisinde H2, H3 başlıklar kullanılmalıdır. Bununla beraber başlıkların konu ile alakalarını muhafaza ederken aynı zamanda arama hacmi yüksek kelimeleri tercih etmemiz gerekmektedir.

2-   Optimum Sayı: Bir roman veya mesaj yazmıyorsunuz. Çok uzun yazılar, okuyucuyu usandırır. Çok kısalar ise tatmin etmez. Çok uzun bir yazıyı parçalara bölün. Çok kısa ise, yazdığınız konu hakkında daha fazla veri toplayıp sununuzu güçlendirin. Her blog konusu farklı olabileceğinden, optimum sayı hakkında ortak kararda buluşmak gerçekten güç. Fakat semantik açıdan ortalama bir sayfa, okuyucuyu zinde tutmak için kafidir.
BufferApp’den Kevan Lee’nin, online içerik uzunluğunu ele aldığı yazısında blog uzunluğunun kelime bazından dört haneli rakamlara çıktığını görüyoruz. Fakat sosyolojik ve dilbilimsel açısından, Kevan Lee’nin bahsettiği toplumlarla ortak paydayı taşımıyoruz. Dolayısıyla asgari 450 kelime, blog yazıları için ideal başlangıç rakamıdır.

3-   Dil Bilgisi ve İmla Hataları: Kaliteli içeriğin en önemli faktörlerinden biri de kullanılan dile hâkimiyettir. Tekil ile başlayan cümle çoğul şahısla bitmemeli, virgül yerine nokta bulunmamalı yani genel olarak yapıya dikkat edilmelidir. Kullanıcı deneyimi, göz önünde bulundurulması gereken unsurlardan biridir ve yazının teknik içeriği, bu konuyu doğrudan etkiler.

‘Ben bir blog yazarı olarak bile bunlara dikkat etmiyorum. Dolayısıyla sıradan insanların da göz ardı edecekleri muhtemeldir’

tarzında bir düşünce yapısı çok yanlıştır. Çünkü okuyucu bunlara dikkat etmediğini savunsa da küçüklükten gelen göz aşinalığı, o metinde bir şeylerin hatalı olduğunu fark ettirecek ve bu potansiyel okuyucuları soğutacaktır.

Dipnot; Zaman kiplerinde en kolay kullanımı Geniş Zaman ve Şimdiki Zaman kipleri sağlar.

4-   Paragraflar, Kesimler ve Sayfa Görünümü: Uzun süredir beklediğim bir film vizyona girdiğinde ilk yapacağım sinemaya koşup bir bilet almak olur. Peki, yerimi aldığım zaman filmin teknik arızalardan dolayı 30°sola yatık olduğunu fark etmem ile yaşayacağım hayal kırıklığı? Özellikle, benim gibi çağımızın hastalıklarından biri olan düzen obsesyonu hastalığına sahip olmak da işin içine girerse, bu eziyet tahammül edilemez raddeye gelir.

Aynı durum, okuyucularınız için de geçerlidir. Paragraflarınızı gidişat ve anlam bütünlüğüne göre ayırmanız, üst-alt ve sağ-sol kesimlerini odaklamanız (3,5 cm; sağ kesim ve 2,5 cm; üst, alt ve sol kesim) ve son olarak hata oranını düşürmek ve hatta sıfıra indirmek için sayfa görünümüne göz atmanız, okuyucularınızın okuduklarından keyif almalarını sağlayacaktır.

5-   Kompozisyon-Dizertasyon İkilemi: Karşılaşılan ve en fazla göz ardı edilen vakalardan bir başkasıysa bu iki terimi birbirinden ayıramamaktır. Kısaca özetlemek gerekirse kompozisyon, dizertasyona nazaran daha kişiseldir ve özneseldir. Yani kompozisyon, yazarların tecrübesini anlatırken dizertasyon yaşanılan deneyimlerden bir sonuç ortaya çıkartmaya çalışır. Dizertasyon ‘olmalıdır’ derken kompozisyon ‘ben’i sorgular.

Pek çok kez bilimsel bir yapıyla başlayan makalelerin kişisel görüş ile sonlandırıldığına tanık olmuşsunuzdur. Blog yazılarında ortak payda kompozisyon temelli içerik olsa da, her yazar için aynı durum söz konusu değildir. Dolayısıyla bloğunuzun gidişatına göre bir seçim yapmanız, istikrarınız açısından önem taşımaktadır.

Bunlar dışında, pek çok blog yazarının ortak endişelerinden biri de, okuyucuya olduğu kadar arama motorlarına da hitap edebilmektir. İnsan öncelikli olmalıdır, fakat insanlara ulaşmanın yollarından birisi de arama motorlarıdır. Eğer arama motorlarında keşfedilebilmek istiyorsak, blog paylaşımlarımızda belirli kıstaslara, teknik düzenlemelere, belirli format ve sınırlandırılmalara tabii olduğumuzu göz önünde bulundurmak gerekir. Bu konu, her ne kadar tekniğin dâhilinde bulunmuyorsa da her blog yazarının, en az yazı tekniği kadar hâkim olması gereken konulardan biridir.

Yorumlarınız,  sorularınız ve eleştirileriniz bizim için değerli! Sizde, blog paylaşımlarında optimumu yakalamak için bizlerle iletişime geçmekten çekinmeyin.

 

Umit Caglayan Arslan