Konfor Alanı Nedir? Aşmak İçin Neler Yapmalı?

Kedim Murphy bir süredir sabah uyanınca ilk iş balkona çıkıyor. Günün en güzel, en güneşli saatlerini balkondaki küçük kırmızı sehpanın üzerinde uyuyarak geçiriyor. Ne zaman yanına uğrasam mahmur gözlerle bana bakıyor. “5 dakika daha” der gibi. Bazen, özellikle yorgun olduğum zamanlarda ona öyle özeniyorum ki. Fakat bazen miskinliğinden sıkılıp “Murphy hayatı kaçırıyorsun, biraz hareket!” demek istiyorum pembe burnunun sakinliğine aldırmaksızın. Hayat devinim ve durağanlık arasında gidip gelen ve bu iki seçimin çok fazla şeyi etkilediği bir kurgu sanırım. Peki bu iki kavram tam olarak ne ifade ediyor ve gerçekte nelere yol açıyor?

İlk bakışta durağanlık kelimesi sabit bir noktaya, devinim kelimesi ise akıp giden, hareketli bir şeylere atıfta bulunuyor gibi görünse de esasında her ikisi de bir süreç, zaman yolculuğu içerisinde birer dilim. Özellikle de benim bugün bahsedeceğim konsept içerisinde değerlendirdiğimizde, her ikisi de kelimenin tam anlamıyla birer süreç diyebiliriz. Bu konseptin ismi: Konfor Alanı. Kulağa ne hoş geliyor; dingin, rahat, huzurlu. Oysa bir pamuk şeker gibi, masum olduğu kadar tehlikeli.

Konfor alanı; birey için her şeyin yolunda olduğu, risk almaktan kaçındığı, bir süre sonra ise ataletin ve monotonluğun bireyin tüm hücrelerine yayıldığı güzide bir alandır.

Kendi celladına âşık olan bir kurban gibi, kendisini yiyip bitirecek şeyin farkında olmaksızın geçici bir mutluluğun tadını çıkaran birey, sonunda monotonluğu fark ettiğinde çaresizliği hisseder. Kişisel gelişim süreçleri içerisinde mutlaka aşılması, dışına çıkılması tavsiye edilen konfor alanı, ne yazık ki özellikle bizim gibi bireysellikten ziyade kolektif düşünce ve davranışa önem veren toplumlarda daha sık rastlanan bir kavramdır. Çünkü yüzde yüz sorumluluk almak yerine kişilerde, “Bunu nasıl olsa bu topluluktaki bir başkası üstlenir, yapar” hissi hakimdir. Kimileri için daha geniş, kimileri için daha dar olan konfor alanı, her durumda tehlike arz eder. Benim konfor alanım yaşadığım ülke olabilirken, bir başkasının konfor alanı iş yerindeki ünvanı olabilir. Özetle, ortalama bir başarı ve eforla maddi veya manevi olarak belli bir yaşam standardı ve rahatlığı yakaladığımız ve dışına çıkmak için çaba göstermeyişimizin kronikleştiği alanlar diyerek tanımlama kısmını sonlandırabiliriz.

Görece soyut bir kavram olduğu için daha fazla örnek vererek somutlaştırmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü etrafınızdaki insanlara, ya da fazla uzağa gitmeden kendinize sorduğunuzda aldığınız yanıt büyük bir ihtimalle; “Hayır, ben konfor alanında değilim!” olacaktır. Oysa uzun yıllar boyunca aynı siyasi partiye oy vermenin, çok sevdiğiniz için farklı tarzlar keşfetmeksizin genellikle aynı müzikleri dinlemenin, hep aynı renkleri giyinmenin, saçlarını hep aynı modelde kestirmenin, fazla kilolardan şikayet edip her gün aynı yemekleri yemeye devam etmenin, işinizden memnun olmadığınız halde hiçbir aksiyon almamanın, iş yerinde birilerinin size ne yapacağınızı söylemesinden memnun olmanın, mevcut yetkinliklerinizle tatmin olmanın, yeni insanlar tanımayı ürkütücü ya da efor gerektiren bir aksiyon olarak görüp hep aynı insanlarla iletişim kurmanın, farklı yönelimlerle ilgili ön yargılı olmanın, sırf yakın diye belki de memnun olmadığınız halde hep aynı süpermarkete gitmenin, her sene aynı etkinliklere katılmanın, aynı gazeteleri, aynı blogları okumanın, aynı podcastleri dinlemenin, her gün farklı hiçbir şey yapmaksızın aynı işleri yapıp bunu başarı olarak görmenin birer konfor alanı olduğunu fark etseydiniz; her birinizin farklı büyüklüklerdeki konfor alanlarının içinde yaşadığınızı kabul etmeniz de kolaylaşırdı.

Konfor Alanının Dışına Nasıl Çıkarız?

Konfor alanını bir halka olarak düşünürsek, hemen dışında bir de öğrenme alanı var. Kişiden kişiye değişiklik gösterebilse de, öğrenme alanı denilen kısma çıkmak genellikle baskı ya da ihtiyaç dahilinde olabiliyor. Mesleki açıdan düşünürsek, çağın gerekliliklerinin farkında olan, yenilikleri yakalayan, çevresinde alkışçı değil eleştirel insanlar barındıran ve tatmin eşiği yüksek olan insanların, herhangi bir baskı veya ihtiyaç olmaksızın kendi inisiyatifleri ile öğrenme alanlarına çıkabildiğini söylemek mümkündür.

Öğrenme alanının dışında ise bir halka daha var: Panik alanı. Dolayısıyla kendinizi ya da bir başkasını konfor alanının dışına çıkarırken, öğrenme alanı içerisinde tutabilmek önemli. Yanlış bir strateji ile, panik alanının içine sürüklenen birey, konfor alanında bile olmadığı kadar verimsizleşebilir.

Peki yöneticiler ekip üyelerini konfor alanından çıkarmak için neler yapabilir?

  • Öncelikle insan doğasında var olan konfor alanı gerçeğini kabul etmek ve bununla agresif bir şekilde mücadele etmemek faydalı olur. Kabul etmek, strateji geliştirmek için ilk adımdır.
  • Ardından ekip üyelerini, her birinin bireysel özelliklerini göz önünde bulundurarak, öğrenme veya gelişim alanlarına çıkabilmeleri adına teşvik etmek, motivasyon sağlamak anlamlı olacaktır. Hiç kimse bir başkası tarafından zorla konfor alanının dışına çıkarılamayacağına göre, kendi kendilerine başarabileceklerini hissettirerek öğrenme alanlarını su yüzüne çıkarmak için doğru koçluk yapmak gerekir.
  • Yukarıda da bahsettiğim gibi, konfor alanının dışına çıkarabilmek adına bireyi panik alanına itmemek de önemli bir nokta. Bireylerin konfor alanında kalmak istemesinin önemli bir nedeninin de özgüvensizlik olduğu düşünülürse, ütopik öğrenme hedefleri koyarak stres faktörünü arttırmak bu özgüvensizliği tetikleyerek kişiyi panik alanına sokabilir.

Ekip içerisinde uygulanabilecek adımlar bunlarken, birey olarak kendi konfor alanlarımızdan çıkmak için yapabileceklerimiz de var elbette.

  • Bunların en başında gündemin, teknolojinin ve ekosistemin farkında olmak geliyor. Çok okumalı, öğrendiklerimizle yetinmemeyi bir alışkanlık haline getirmeliyiz.
  • Rakiplerimizin ve kendimize idol olarak belirleyeceğimiz kişilerin neler yaptığını takip etmeli, daha iyisini yapabilmek adına kendi sınırlarımızı ne kadar zorlayabileceğimiz hakkında çıkarımlar yapmalıyız.
  • SWOT analizi denen nimeti kullanmalı, gerekirse kendimizle ilgili bu analizi yaparken dışarıdan objektif görüşler almalıyız. Analizi ara ara güncellemeyi de unutmayın.
  • Tekdüzeliğe karşı net bir tavır geliştirmeli, yalnızca kariyer değil, hayatın her alanında bir arayış içinde olmalı, bu arayışı daima üzerine katarak sürdürebilmeliyiz.
  • Kendimize bilmediğimiz alanlara yönelecek boşluklar yaratmalıyız.
  • Herhangi bir işi bir başkasından istemeden önce, “Bunu ben yapabilir miyim?” diye kendimize sormalıyız. Yapamıyorsak, hangi eksiklerimizi tamamlarsak yapabileceğimiz hakkında bilgi sahibi olmalıyız.
  • Nerede ufkumuzu genişletecek bir şey varsa, orada olmalıyız.
  • Ağımızı geniş tutmalı, bizi eleştirecek insanlarla temas kurmalıyız.

Küçük bir öneri, Zaman Yönetimi konusu ile ilgileniyorsanız Zamanı Yönetmeyi Başaracaksınız Ama İşler Yine Yetişmeyecek yazımızı okuyabilirsiniz.

Sizleri rahatsız eden ve harekete geçiren o hissin hep baki kalması ve konfor alanınızın dışında, üretken bir yaşam sürebilmeniz dileğiyle.

“Çoğumuz için en büyük tehlike, hedefi yukarı çekip ulaşamamakta değil, çok aşağılarda tutup ulaşmaktadır.” Michelangelo

Sevgiyle.

2 Comments
  1. Pingback: Konfor Alanı Nedir? – Neslihan SEZER

  2. Pingback: Türkiye’nin Görsel Belleği- Ara Güler – Hülya Özdestici

Yorum Yap