Türkiye’nin Görsel Belleği- Ara Güler

Tiyatrocu veya ekonomist olma ihtimali varken, Tanrı’nın bize gözlerini bağışladığı, dünyanın en iyi fotoğrafçılarından. Bu alanda ne çok başarı elde ettiğini ve ne eşsiz eserler ortaya koyduğunu hemen herkes biliyor. Bilmeyenler de bugün öğrendi şüphesiz.

 

2 gün önce, bugün bana bu kadar garip hissettireceğini öngöremeyeceğim bir olay yaşamıştım. İstanbul’da, ona ait olduğundan haberdar olmadığım ve çok yakın arkadaşlarımın yönlendirmesiyle buluşma yeri olarak seçilen Ara Kafe’de oturmuş sohbet ediyorduk. Öyle yorgundum ki, duvarlara bakmamışım bile. Arkadaşımın “Burası kimin kafesi biliyorsunuz değil mi?” sorusuyla duruma aydım. Ardından, normal şartlarda hemen her gün Ara Güler’in o kafede, hep aynı yerde oturduğunu öğrendim. O gün orada olmayışı, o an bizim için sadece küçük bir şanssızlıktı. Bilmiyorduk ki, Güler’in daha büyük uğraşları vardı o gün, kalbi ile dertteydi başı.

 

 

 

Ara Güler’in bizim işimiz ile hem hiç ilgisi yok hem de çok ilgisi var. Bizler ilham peşindeyiz. Fakat mesleki bir ilhamdan değil, daha çok bakış açısı ve yaşamayı ele alış biçimi ile ilgili bir ilhamdan bahsediyorum. Çok değerli insanlar yetişmiş bu topraklarda. Hemfikir olmayanlar da çıkacaktır tabii, ama bu kıymette insanların yetişme sıklığı giderek azalıyor sanki. Bugün bu yazıyı yazma amacım, ölürken ardında “yaşamak için” bir tutam ilham bırakan insanların tamamını, Ara Güler nezdinde yad etmek aslında. Bugün neden böyle insanların yetişmediği konusunda yakınırken; coğrafyadan, ekonomik, sosyolojik, politik durumlardan, sistemden söz edilip duruluyor. Peki bu coğrafyada, bugünden daha zor şartlar ve kısıtlı imkanlar çerçevesinde onlarca, belki yüzlerce değerin nasıl yetiştiği hakkında düşündünüz mü hiç?

 

Konfor Alanının Dışına Çıkmak diye bir yazım vardı. Merak edenler oraya gidip, biraz dolaştıktan sonra buraya geri dönebilirler. Zira konu önemli. Laf dönüp dolaşıp neden bir şeyler üretemediğimize, çok başarılı, pek marjinal, çığır açan, ünü sınırların dışına çıkan insanlar olmadığımıza gelince daima dış etkenleri suçlamaktan sıkılmadık hiç, çünkü bu en kolayı. Dünyada yapılacak çok fazla şey, bunları yapmak için ise tek bir ömür var, uzunluğunu asla öngöremediğimiz. Dolayısıyla, öldüklerinde diğer insanlara, hatta insanlığa yaşamak için birer parça sebep ve az önce de söylediğim gibi, bir tutam ilham bırakmak, konfor alanın dışına çıkıp öğrenme alanında kendilerini gerçekleştirmek adına durmadan çalışan ve üreten insanlara nasip oluyor.

 

Ara Güler kendi yaptığı iş ile ilgili şu tanımlamayı yapmıştı: “Ben de gazeteciyim. Fotoğrafçı değilim. Fotoğrafçı ile gazeteci arasındaki fark budur. Fotoğrafçı bomba patlar kaçar. Ama gazeteci peşinden gider olayı yakalamaya çalışır. Ben de bu yaşa kadar ona göre çalıştım”

 

 

 

Ara Güler bu toplumun görsel belleği idi. Tarihçi İlber Ortaylı, “Türkiye bir tarihçisini kaybetti diyebiliriz. Memleketimizin en enterasan çağında, yani 2. Cihan Savaşı’ndan sonraki modernleşme evresini onun kadar ekrana getiren yok. Zamanın ne olduğunu kavrayan birisiydi. Çok kişi o zamanları kavrayamamıştı. Hepimiz yaşadıklarımızı unutacaktık ama onun sayesinde hatırlıyoruz” dedi.

 

Hepimiz Ara Güler’in gözünden bakıyoruz şimdi İstanbul’a, Anadolu’ya, Dali’ye, Picasso’ya, Yaşar Kemal’e. Fakat işin özü şu ki, diğer insanlara kendi gözünden baktırabilmek için fotoğrafçı, yazar, ressam, müzisyen yani kısacası sanatçı falan olmaya gerek yok. Bilginin ve yetkinliklerin öyle homojen dağıldığı bir çağda yaşıyoruz ki, tüm insanlığa kendini anlatabilmek ve dünyayı kendi gözünden gösterebilmek için, anlamlı herhangi bir şey üretebilmek, fayda yaratmak önemli ve yeterli hale geldi. İşte bu yüzden, böyle büyük insanların yaşamlarından ilham alıp harekete geçme ve dünyaya bir miras bırakmak için çalışma zamanıdır.

 

 

Sevgiyle.

Hülya Özdestici